Kategoriler
Tarih & Kültür

Somme Muharebesi: Batı Cephesi'nde asker kıyımı

Somme Muharebesi Birinci Dünya Savaşı'nın dönük noktalarından birisiydi. Bu yazımızda savaşın günleri detaylıca anlatıyoruz. Verdun'de Fransızlara yardım etme kaygısıyla İngilizlerin Somme cephesinde Almanlara saldırması, ilk gün yaşanan dehşette 19000 cana mal oldu.

Somme saldırısının arkasındaki plan, çok sade bir fikirden yola çıkmıştı; büyük bir topçu gücünü bir araya getir, savaşın en uzun süreli topçu atışıyla düşman savunmasını yerle bir et, karşı tarafın bir askerine karşı yedi askerle saldırıya geç, böylece düşman mevzilerini ele geçir. İngiliz ordusunun şimdiye değin kalkıştığı en büyük harekat olacaktı bu; 29 km'lik bir cephe boyunca, 120000 kişi katılmıştı harekata.

17 tümenden 4'ü meslekten askerdi, ama geri kalan 13'ü ya kara ordusu yedeklerinden ya da Kitchener'in "Yeni Ordu"sundan, "kral ve vatan için" savaşmak üzere asker alma merkezlerini dolduran yarım milyon hevesli arasından tek tek seçilmiş gönüllülerden oluşuyordu. Çoğu, Tyne kıyısındaki dükkan sahipleri veya Glasgow'lu Çocuklar Tugayı'nın üyeleri gibi, belirli bölge veya meslek gruplarından, omuz omuza savaşmak için gönüllü yazılmış kişilerin oluşturduğu Pals Bataillons'a (Arkadaş Tugayları) katılmıştı. Alman mevzilerinin sekiz gün boyunca eşi görülmemiş bir yoğunlukta topçu ateşiyle dövülmesinin ardından, çoğu acemi birliklerden oluşan ordu, 1 Temmuz Cumartesi sabahı 07:30'da saldırıya geçti.

Aralarında 1.80 m'lik mesafe bırakarak ve birbiri ardından 90 m aralıklarla ilerleyen dalgalar halinde saldırdılar. Birinci dalgada her asker bir tüfek, cephane ve 27 kg'ı aşan malzeme taşıyordu. İkinci dalganın yükü daha da ağırdı; onlar da haberci güvercinler, işaret donanımı, tomar tomar dikenli tel ve ele geçirilecek mevzilere döşenecek tahtaları taşıyordu.

Bir günde dört Victoria Nişanı

1 Temmuz'daki ilk saldırıan sonra ''Yeni Ordu''nun taburları, birbiri ardına biçilirken, Somme cephesindeki sert çatışma sürdü gitti. Siperdeki yaşam, sakin zamanlarda bile Fransızlar için olduğu gibi, İngilizler için de berbattı
1 Temmuz'daki ilk saldırıan sonra "Yeni Ordu"nun taburları, birbiri ardına biçilirken, Somme cephesindeki sert çatışma sürdü gitti. Siperdeki yaşam, sakin zamanlarda bile Fransızlar için olduğu gibi, İngilizler için de berbattı

Gün sona erdiğinde İngilizler yaklaşık 60000 zayiat vermiş, harekata katılan tüm gücün hemen hemen yarısını kaybetmişti. Savaş dışı kalan her üç kişiden biri ölmüştü. Newfoundland birliğinin kaybı yüzde 91'di. 36. Ulster Tümen, o güne kadar girmiş olduğu bu ilk savaşta tam dört tane Victoria Nişanı kazandı ve Alman hatlarına doğru o kadar ileri gitti ki sonunda ele geçirdiği dayanak noktasını geri vermek ve çarpışarak geri çekilmek zorunda kaldı. Şaşılacak şey şudur ki, bu felaketten sonra bile Alman hatlarında, izleyen birkaç gün içinde yararlanılabilecek çatlaklar bulunuyordu. Bu fırsatlar kararsızlık yüzünden kaçırıldı, ama gene de saldırının umutsuzca sürdürülmesine izin verildi. Kasım ayına kadar 400000 İngiliz askeri ölü, yararlı ya da esir olarak kaybedildi.

Felaket adeta dikkatle tasarlanmış ve özenle hazırlanmıştı. 5 Aralık 1915'te Fransız General Joseph Joffre, müttefik komutları bir toplantıya çağırdı; o zamana kadar hep Fransızların öldüğünü iddia etti. Joffre yükün daha dengeli biçimde paylaşılması gerektiğini ve Fransız ve İngiliz askerlerinin, cephelerinin birleştiği nokta olan, Somme vadisinin her iki yakında, kol kola ilerlemesi gerektiğini düşünüyordu. Ama arazi saldırı için pek uygun değildi. Almanlar kazdıkları siperlere güzelce gömülmüş, tepe yukarı savaşmak zorunda olan Fransız ve İngilizlere yukarıdan bakıyorlardı. Bir yarma hareketi başarılsa bile kazanılacak büyük bir ödül yoktu. Böyle olduğu halde İngilizler, Fransızların verdiği 40 tümene ek olarak, 25. hatta belki de 30 tümeni cepheye sürmeye razı olmuşlardı.

Sonra, Şubat 1916'da Almanlar, o zamana kadar İtilaf Devletleri'ni pahalı ve sonuçsuz saldırılara zorlamış olan savunma taktiğinden vazgeçerek saldırıya geçmeye karar verince, Fransız – İngiliz stratejisi ters yüz oldu. Alman Genelkurmay Başkanı General Erich von Falkenhayn, Fransız ordusunun yok edilmesinin düşmanın bozguna uğraması anlamına geleceğine inanmıştı. 1915 yılı boyunca harcadığı çabadan zayıf düşen Fransız ordusunun, Verdun sınır kalesini korumaya çalışıp zorlandığında tüm kanı akıp gidecekti. Bu kale 1971-1871 Fransa-Prusya Savaşı'nda da, Alman ordularının eline düşen son büyük savunma noktasıydı.

İLGİLİ:  Verdun Savaşı: I. Dünya Savaşı'nın en uzun ve azılı savaşı

Verdun'de Almanlar yeniliyor

Savaşın yaşandığı hafta 1,5 milyondan fazla mermi ateşlendi / Verdun - Somme
Savaşın yaşandığı hafta 1,5 milyondan fazla mermi ateşlendi

Falkenhayn Fransızların savunmasız kalacak şehre asker yığacağını ve onları orada kenti kuşatan ağır toplarıyla yok edilebileceğini hesaplamıştı. Ruhsal çözümlemesi doğru ama hesapları yanlış çıktı. Verdun Çarpışması bittiğinde Fransız ordusunun dörtte üçünden fazlası orayı korumak için görev yapmış ve Almanlara neredeyse kendi kayıpları kadar ağır kayıplar verdirmişti.

Verdun'e saldırının en kısa vadeli sonucu İngiliz birliklerinin cephe hattında Fransızların yerini almak zorunda kalması oldu. Tasarlanan ortak saldırıya gelince Fransızlar şimdi 40 değil, yalnızca 16 tümeni verebiliyorlardı; gerçekte, sonunda savaşa sadece 5 tümen katılabildi. Harekatı komuta eden General Sir Henry Rawlinson hedeflerini, Verdun üzerindeki baskıyı azaltmak ve "olabildiğince çok Alman öldürmek" olarak yeniden saptadı. Fransızlar ısrarla tarihi ileri atmak istediklerinde, Rawlinson şöyle dedi: "Politikacılar arasında barış söylentileri dolaşıyor, bu yüzden söylentiler olgunlaşmadan önce işi bitirmek daha iyi olacaktır."

Sonunda kurtuluş doğu cephesinden geldi, General Brusilov'un ustaca planlanmış bir saldırısı, General von Falkenhayn'ı, gevşemekte olan Avusturya – Macaristan ordularını desteklemek amacıyla bazı birlikleri Verdun'den çekmeye zorlamıştı. Haziranın dördüncü haftasına gelindiğinde Verdun bunalımı sona ermişti. Yine de, önceden planlanan harekattan vazgeçmemek kaygısıyla Somme kıyısında saldırı sürdürüldü.

Verdun ve Somme ne öğretti?

İngiliz ordusunun Hint süvarileri, 1916
İngiliz ordusunun Hint süvarileri, 1916

Ne var ki o birinci derecede önemli planın dayanaklarından hemen hemen hepsinin yanlış olduğu giderek anlaşılacaktı. İngiliz bataryaları gereğinden hafif toplardan ve gereğinden ağır toplardan oluşuyordu. Dikenli teller kesilmemişti ve Almanlar topçuların baraj atışı ile saldırının başlaması arasındaki birkaç dakika içerisinde yedeklerini çağırmaya ve makineli tüfek ekiplerini cepheye sürmeye zaman bulabilmişlerdi. O zamana kadar da derin siperlerde güvenlik içinde beklemişlerdi.

Fransızlar gün boyu, hedeflerinin beşte dördünü ele geçirerek ve İngilizlerin alabildiğinin iki katı tutsak alarak işin nasıl yapılması gerektiğini gösterdiler. Tören alayı gibi dalgalar halinde değil, birbirini açtığı ateşle koruyan küçük gruplar halinde ilerliyorlardı. Fransızlar, saldırdıkları Almanlardan daha az insan kaybettiler; İngilizlerse Almanların kayıplarının yedi katını verdiler.

1916 yılının dehşetini unutamayacak olan her iki ülke de, o dönemde çektiklerinden ayrı ayrı dersler çıkardılar. 1939 yılında tekrar Almanlarla karşı karşıya geldiklerinde, Fransızlar Maginot Hattı'nın arkasına çekilerek bir savunma stratejisi benimsediler. Bir sonraki İngiliz generalleri kuşağı da, saldırı taktiklerini terk etmeseler de asker harcamamayı en önemli ilke olarak benimsediler. Her iki tepki de Verdun'de felakete uğramış bir askerin kehaneti andıran sözcüklerini doğruluyordu: "Bunu bize bir daha asla yaptıramayacaklar…'

Somme Muharebesi sonrası Birinci Dünya Savaşı

Somme Muharebesi üstüne detaylı bir yazıyı Verdun Cephesi'ni dahil ederek bu bağlantıda anlatmıştık. "Savaşı bitirme savaşı" ve sorunlar yaratacak bir barış olarak tanımlanan bu muharebede, neden bu kadar insanın öldüğünü, Çanakkale'de neler olduğunu ve en önemlisi Somme'dan sonra savaşın seyrinin nasıl değiştiğini anlatıyoruz.

Savaş patlak verdiğinde taraflar sadece birkaç hafta süreciğini düşünüyorlardı. Hiç kimse çağdaş devletlerin, böyle görülmedik büyüklükte ordular toplama, donatma, silahlandırma ve gereksinimlerini karşılama gücüne sahip olabileceklerini; öte yandan da bu orduların gücünü değerlendirme konusunda bu denli hazırlıksız ve beceriksiz olabileceklerini öngörememişti. Savaş alanındaki komutanların emrine, hemen hemen sınırsız denecek sayıda asker veriliyordu, ama onları en etkili biçimde nasıl kullanacaklarını bildikleri söylenemezdi.

İLGİLİ:  Pilgrimlerin Amerika'ya yerleşme hikayesi ve Mayflower gemisi

İki taraf da siper savaşının durağanlığını bozacak yeni teknolojilere başvurdu. Almanlar zehirli gaz kullanarak lav silahlarının öncülüğünü yaptılar. İngiliz mühendisler de tankla ortaya çıktılar. Ama verilen kayıplar açısından bu, yine de bir topçu savaşıydı, her on kaybın yedisinin nedeni ya yüksek güçte patlayıcılar ya da şarapnel oluyordu.

Artık insanlar Napolyon'un zamanında olduğu gibi mikrop kapmaktan ve hastalıklardan ölmüyordu. Ama sağlık ekipleri harekatın hızına yetişemiyor, yetersiz ve eksik kalıyordu. Sıradan bir İngiliz piyade taburu cepheye 600 ile 800 arası askerle birlikte 16 yaralıyı ilk yardım noktasına taşımaya yeterli olacak 32 sedye taşıyıcısı gönderiyordu. Eğer tıbbi yardım zamanında yetişebilmiş olsaydı, 1 Haziran 1916'da ölen 19000 İngiliz askerinden en az üçte birinin kurtarılabilecek olduğu düşünülebilir. Ya da en azından, tek başına ve can çekişerek değil de, rahatlatılmış ve acısı dindirilmiş olarak ölebilirlerdi.

Çanakkale'de neler oldu?

1915'te Gelibolu'da Avustralya ve Yeni Zelandalı Anzaklar, Osmanlı birliklerinin karşısındaki en önemli güçtü, Türk askerlerinin inanılmaz özverisi, saldırının kesin bir bozgunla sonuçlanmasını sağladı
1915'te Gelibolu'da Avustralya ve Yeni Zelandalı Anzaklar, Osmanlı birliklerinin karşısındaki en önemli güçtü, Türk askerlerinin inanılmaz özverisi, saldırının kesin bir bozgunla sonuçlanmasını sağladı

İtilaf Devletleri'nin uzun hazırlıklar yaptıktan ve büyük kuvvetler sevk ettikten sonra tarihe malolan ilk yenilgisi Çanakkale'de yaşanmıştı. Amaç Boğazlar'ı ve İstanbul'u ele geçirerek Osmanlı Devleti'ni savaşamaz hale getirmek ve Rusya'yla bağlantı kurarak, araç ve gerek yardımında bulunabilmekti. Çanakkale Boğazı'ndaki tabyalar ilk olarak 3 Kasım 1914'te bir İngiliz-Fransız filosu tarafından yoğun topçu ateşine tutuldu. Şubat 1915'te asıl saldırı başladı. Mart başında topçu ateşi devam etti. İtilaf donanması Boğaz'ı denizden zorlayarak geçmek için 18 Mart'ta genel bir saldırı planlanmıştı. O sabah üç filo boğaza girdi. 506 topla, 150 topun savunduğu Türk tabyalarını 6 saat 45 dakika aralıksız top atışına tuttu. Ancak 8 gem kaybedince, Boğaz'ın karadan destek görmeden geçilemeyeceğine karar verdiler.

25 Nisan sabahı İngiliz, Fransız ve Anzak birliklerinden oluşan 75000 kişilik bir kuvvet Gelibolu Yarımadası'nda Arıburnu ve Seddülbahir'e, Anadolu yakasında Kumkale'ye çıktı. Anafartalar üzerinden ilerleyerek savunma kuvvetlerini kuzeyden kuşatma kararı alındı. Ağustosta aynı anda Arıburbu, Seddülbahir, Savla ve Conkbayırı yönünden saldırı başladı. Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal İtilaf kuvvetlerini güçlü bir saldırıyla sahile doğru geri püskürttü. Siper savaşı başladı. İtilaf kuvvetleri Türk mevzilerini karadan ve denizden yoğun topçu ateşine tutuyor, cephanesi kıt olan karşı taraf az ve kısa süreli atışlarla cevap verebiliyor ama pes etmiyordu.

Yılın sonunda Türk savunmasını aşamayacağını kabul eden İtilaf kuvvetleri sessizce çekildi. Bu yenilgi savaşın iki yıl daha uzamasına ve İtilaf Devletleri'nden destek alamayan Rusya'da savaşın yıkımlarının 1917 İhtilali'yle sonuçlanmasına neden oldu.

Somme'dan sonra ne oldu?

Birinci Dünya Savaşı'nda çarpışan Adolf Hitler, Almanların silah bırakışına büyük tepki gösterecekti
Birinci Dünya Savaşı'nda çarpışan Adolf Hitler, Almanların silah bırakışına büyük tepki gösterecekti

Müttefikler için 1917, kötü bir yıl oldu. Ekim Devrimi'nden sonra Rusya savaştan çekildi. Fransız ordusu, askerlerin isyan etmesi yüzünden zayıfladı. Romanya'nın 1916'da yanlış bir karar sonucu İtilaf Devletleri'nden yana savaşa katılması, kısa sürede yenilmesiyle sonuçlandı ve paha biçilmez petrol ve tahıl stokları Almanların eline geçmiş oldu. İtalyanlar Caporetto'da utanç verici bir yenilgiye uğratıldılar.

Batı cephesindeyse İngilizler, resmi adı Üçüncü Ypres Savaşı olsa da küçük bir Flaman köyünün adıyla bilinen Passchendaele Çarpışması'nda 245000'den fazla asker kaybetmişlerdi.

Gerçi, Arapların Osmanlı yönetimine isyan etmesi "Arabistanlı Lawrence" tarafından sağlanmış ve General Allenby Filistin'i ele geçirmişti ama bunlar savaşın kaderini etkilemiyordu. Ancak Alman denizaltılarının ABD gemilerine saldırmaları yüzünden sabrı taşan Amerika'nın savaşa İtilaf Devletleri'nin yanında katılması, onların zafer umutlarını destekliyor olabilirdi.

İLGİLİ:  İskenderiye Feneri: Antik dünyanın yedi harikasından biri

1918 ilkbaharında Alman Yüksek komutanlığı Amerikan gücü kendini göstermeden önce Batı Cephesi'nde öldürücü bir darbe indirmeye karar verdi. Neredeyse başarılı oluyordu. Haziran ayında İtilaf orduları, 1915'ten beri onca kan dökerek kazandıkları her şeyi kaybetmişler ve Almanlar yine Marne Irmağı'na dönerek Paris'i tehdit etmeye başlamışlardı. Ne var ki, Almanya'nın artık ihtiyaçlarını gideremez hale geldiği Alman ordusu bitmek üzereydi. Sonunda Mareşal Ferdinand Foch'un komutasında birlikte harekete geçen İtilaf orduları bir karşı saldırıya kalktılar ve Alman ordusunu bir dizi çekiç darbesiyle yıktılar.

Alman kentlerinde yiyecek isyanı vardı ve donanma da ayaklanmıştı. Alman generaller Kasım 1918'de bir silah bırakışmasının kabul edilmesini örgütlediler. Ne var ki Alman anayurdunun bir karış toprağı bile düşman tarafından ele geçirilmiş değildi. Savaş yorgunu Alman gazileri, bunu, bir yenilgi olarak değil de bir ihanet olarak göreceklerdi. En azından, gözleri geçici olarak kör olduğundan bir askeri hastanede yatan çift madalyalı piyade posta onbaşısı Adolf Hitler'in böyle düşündüğü kesindi.

Barış nasıl sağlandı?

Birinci Dünya Savaşı sırasında Belçika'nın Almanlar tarafından işgali
Birinci Dünya Savaşı sırasında Belçika'nın Almanlar tarafından işgali

1918 silah bırakışması toplu kıyıma son verdi. Bununla birlikte bazı bölgelerde çarpışmalar sürdü: Yeniden doğmuş bir Polonya ve ihtilal yapmış Rusya arasındaki savaş veya yeniden doğan Türkiye'nin Yunanlı işgalcileri yenmesi gibi.

Eleştirmenler yenilgiye uğramış devletleri aşağılayan 1819 Versailles Antlaşması'nın daha doğarken ölmeye mahkum olduğunu öne sürmüşlerdir. Anlaşmazlıkları barışçı yolla çözmek için kurulan Milletler Cemiyeti'yse, daha başlangıcında öncüsü ABD'nin katılmayı reddetmesi yüzünden zayıf düşürülmüştü. Ve cemiyetin başlıca hedefleri olan, militarizmin önünü kesmek, boyunduruk altındaki halkları özgürlüğe kavuşturmak ve zamanla dengeli bir uluslararası yapıya ulaşma amacı kendi kendisiyle çelişti. Yeni ulusların pek az liberal bir yapıdaydı ve aralarındaki sınırlar da hala tartışma konusu olmayı sürdürüyordu.

Geriye bakıldığında, Birinci Dünya Savaşı inanılmaz bir yıkım ve onu izleyen "barış antlaşması" bir başka Avrupa savaşına götürmeye mahkum bir diplomatik hata gibi görülür. Bununla birlikte o günlerde İtilaf Devletleri'nin, bu çok pahalı zaferlerini, uğrundaki özveriye pekala değer bulduklarından hiç kuşku yoktur.

Belçika yeniden bağımsızlığını kazanmıştı. Fransa hem Alsace-Lorraine'i geri almış, hem de sınırının askerden arındırılmasını güvence altına almıştı. İngiltere, Alman donanmasının yok edilmesini sağlamış ve imparatorluk topraklarını genişletmişti. Polonya yeniden doğmuştu ve Osmanlı ve Avusturya-Macaristan imparatorlukları yerlerini Çekoslovakya ve Yugoslavya gibi yeni küçük ülkelere bırakmıştı. Bunların hepsi, Almanlara yenilmekten iyiydi.

Tankların ismi nasıl kondu?

İngiliz Mart IV tankı, siperleri aşmak için tasarlanmış ve imal edilmişti, ama yetenekleri sınırlı olduğundan görevini gerektiği gibi yerine getiremedi
İngiliz Mart IV tankı, siperleri aşmak için tasarlanmış ve imal edilmişti, ama yetenekleri sınırlı olduğundan görevini gerektiği gibi yerine getiremedi

İngiltere tank üretimindeki öncülüğünü, Deniz Kuvvetleri bakanı olarak denemelere "Amirallik Gemileri Komitesi" aracılığıyla parasal destek sağlayan Winston Churchill'in ileri görüşlülüğüne borçludur. Denemesi yapılan araçlar ortalıkta üstünde "su depoları" yazılı örtülerle gezdiriliyordu ve kısaca "tank" deniyordu bunlara, su tankı gibi, Fransızlar da kendi gelişim programlarını sürdürüyorlardı ama iki müttefik arasında iş birliği yoktu.

İngiliz tankları ilk savaşı Eylül 1916'da yaşamış olsa da, cepheye sürülen 24 aracın çoğu ya çamura saplandı, ya devrildi. Ancak çok geçmeden, Kasım 1917'de Cambrai'ide 376 tanktan oluşan bir görev gücü pek gösterişli bir yarma hareketinde bulundu.

1918'e gelindiğinde hız ve çeşit artmıştı ve Fransızların daha önceki 25 tonluk ucubelere oranla çok daha etkili bir hafif tankı vardı. Savaş sona erdiğinde Fransızlar 3870, İngilizler 2636 ve Almanlar ise sadece 20 kadar tank üretmişlerdi.

Tanklar, özellikle piyadelerin dikenli teller arasından geçişini kolaylaştırarak değerlerini kanıtlamışsa da ancak İkinci Dünya Savaşı'nda hak ettikleri yeri bulmuş ve stratejik silah olarak değerlendirilmiştir. Ne var ki bu kez öcülük Almanlardadır.

Yazar Ayberk Göktürk

Genellikle modern tarih, yakın tarih ve popüler bilim üstüne içerikler üretiyor. Özel ilgi alanları arasında Kuzey Afrika ve Güney Amerika'nın sömürge tarihi ve Avrupa'daki eski monarşiler yer alıyor.