Kategoriler
Tarih & Kültür

İnsanın kökenleri ve tarih öncesi insanlar

İnsanlığın kökenleri üzerine detaylı bir yazı hazırladık. İnsan ile diğer maymun DNA'ları ve kan proteinleri arasındaki farklılık soy çizgimizin 8 veya 6 milyon yıl önce (MYÖ) şempanzelerden ayrıldığını gösteriyor. Bu zamanlardan çok az sayıda fosil örneği kalmıştır: Sahelanthropus tchadensis (7-6 MYÖ), Orrorin tugenensis (6,1-5 MYÖ) ve iki Ardipithecus türü olan ramidus (4,4 MYÖ).

Tüm bu türlerin bizim gibi iki ayak üzerinde yürüdüğü görülmekle beraber, insanların gerçek ataları olup olmadığı kesin değildir. Çünkü türler sürekli olarak evrildikleri ve bireyleri farklılıklara sahip olabildiklerinden, yalıtılmış ve çoğu zaman kötü korunmuş fosillerin hangi türlere ayrılabileceklerini veya birinin diğeriyle nasıl ilişkilendirilebileceğini söylemek güçtür. Yine de bu fosiller şempanzelerle paylaştığımız son ortak atalarımızın nasıl olduğu hakkında bize birçok şey anlatmaktadır.

Bazı farklı Australopithecine türleri 4,2 – 2 MYÖ arasında Afrika'da yaşadı. Çoğu zaman iki ayak üzerinde yürüseler de küçük ve maymun benzeriydiler ve hala kısmen ağaçlarda yaşıyorlardı. Beyinleri günümü şempanzelerinin beyinlerinin büyüklüğündeydi. Fakat bazı Australopithecine'lerin alet kullandıkları anlaşılmaktadır. En erken tarihli taş aletleri Etiyopya'da bulunmuş bulup 2,6 MYÖ'ye tarihlenir. Ancak taş aletlerle yapılmış kesik izleri taşıyan kemikler yakınlarında bulunan Australopithecus afarensis'ler ilişkilendirilir ve 3,4 MYÖ tarihlidir.

Australopithecine'lerin ardılları iki ayrı yaşam tarzı geliştirmiştir; Paranthropus türünün üyelerinin sert bitkileri çiğnemek için iri çeneleri ve büyük dişleri vardı; öte yandan Homo rudolfensis ve H. Habilis etoburların öldürdüğü hayvanların uzun kemiklerinin protein bakımından zengin iliklerine, ellerindeki aletlere ulaşmış ve daha çok protein tüketmişe benzemektedir.

Paranthropus neslinin sonu

Paranthropin'lerin yaşam tarzı en sonunda başarısız oldu ve kuzenleri Homo habilis ve H. rudolfensis hayatta kalmaya devam ederken 1,2 MYÖ'den sonra soyları tükendi. Bu erken Homo türleri, Australopithecine'lerden çok farklı değildi. Homo ergaster'le (MYÖ 1,8) birlikte atalarımız daha tanıdık gözükmeye başladı. H. ergaster uzun ve inceydi ve fazla vücut tüyü olmayan ilk hominin (insanları ve atalarını tanımlamak için kullanılan bir terim) olması muhtemeldir. Beyinleri atalarından daha büyüktü ve ağaca tırmanma konusundaki son uygunluklarını yitirerek yürümeye ve koşmaya bütünüyle uyum sağladılar.

Homo Ergaster'in belirmesinden kısa bir zaman sonra homininler yaşam alanlarını ilk defa Afrika'nın ötesine genişletti. H. georgicus adı verilen bir tür Gürcistan'daki Dmanisi'de 1,7 MYÖ'de ortaya çıktı. Homo ergaster'in diğer bir yakın akrabası Homo erectus belki de kısa bir zaman sonra Çin ve Endonezya'da yaşadı. Bazı arkeologlar hominin gruplarının daha önce Afrika'dan ayrılmış olabileceğini, çünkü Dmanisi'de ve Endonezya'nın Flores bölgesindeki daha ileri tarihli Liang Bua sitesinde bulunan (günümüzde Homo florensiensis adıyla bilinen) bazı kafataslarının Homo habilis ve Homo rudolfensis'e benzediğine inanmaktadır.

Daha kuzeyde yaşamak Afrika savanalarından farklı bir hayat tarzı gerektirmiş olmalıdır. İklimin serin olması ve çevrenin daha fazla mevsimsel değişiklik göstermesi, yıl boyunca gıda kaynaklarında önemli farklılıklar yaratmaktaydı. Yenebilir bitkilerin azlığı, homininlerin yiyecek bakımından bulunması daha zor ve şiddetli rekabet altındaki hayvansal protein kaynaklarına dayanmak zorunda kalmaları anlamına geldi. Büyük mesafeleri aşmaları ve hayatta kalabilmek için bölgelerde beraberce çalışarak bilgi ve doğal kaynakları paylaşmaları gerekti.

El becerileri ve ritüeller

Homo Ergaster ve H. Erectus tarafından yapılan Acheulian el baltaları Afrika ve Avrasya'nın büyük kısmında üretildi. Bu baltalar karmaşık becerileri öğrenme ve aktarma yeteneğini gösterir. Bu aletleri yapmak için yontucular uygun taşı seçmek, her vuruşu hazırlamak ve yerine isabet ettirmek için birkaç adım ötesini düşünmek zorundaydı. El baltaları et kesmek dahil pek çok faaliyette kullanıldı. Ancak yapımcıların güç ve becerisini ortaya koymanın ötesinde birey veya grup kimliğini belirlemek bakımından da önem taşıdılar.

Homo Erectus Asya'da gelişmeye devam ederken, Homo antecessor İspanya ve İtalya gibi bölgelerinde 1,2 MYÖ'de ortaya çıkmıştı. Atapuerca sitesinde bulunan kemiklerindeki izler, yamyamlık yaptıklarını düşündürmektedir. Bununla beraber çok az yerleşim yerinin bilindiği göz önüne alınırsa bu ilk yerleşimciler tanıdık olmayan bu çevrede fazla gelişememiş olmalıdır. 600.000 yıl önce yeni bir hominin türü Homo heidelbergensis Avrupa genelinde çok daha geniş alanlara yayılmıştı. H. heidelbergensis'in iyi bir avcı, en azından usta bir toplayıcı olduğu görülmektedir.

Homo Erectus 350.000 yıl kadar önce, Doğu Asya'da hakimiyetini sürdürürken Homo heidelbergensis Avrupa ve Batı Asya'da Homo neanderthalensis'e evrilmişti. Neandertaller modern insanlardan daha kısa ve güçlüydü. Beyinleri çok az farklı bir biçime sahip olsa da insan beyninden daha hacimliydi. Neandertallerin kusursuz avcılar oldukları neredeyse kesindir. Bizon ve at gibi büyük ve tehlikeli, hayvanlarla mücadele ettikleri ağır uçlu mızraklar, taş aletler yapmakta hayli beceri sahibiydiler.

İLGİLİ:  Laura Bassi: Tarihteki ilk kadın profesör

Ancak ölülerini gömmelerine rağmen – bu ölümden sonra hayata inanışı veya törensel uygulamaların varlığını gösterebilir -tüm modern insanlığın yaptığı şekilde semboller kullandıkları veya en sınırlı biçimlerinin ötesinde sanat objeleri yarattıkları görülmemektedir. İnsanlara benzer bir şekilde konuşup konuşmadıklarının tespit edilmesi de güçtür. Boğazları ve gırtlaklarının anatomisi insanlara kıyasla Neandertallerin sınırlı bir konuşma diline sahip olduğunu gösterse de, belki daha az karmaşık sesleri yüz mimikleriyle bir araya getirerek bir şekilde iletişim kurmuş olmalıdırlar.

Modern insanların dünyaya yayılması ve yerleşme süreci

DNA ve iskelet bulguları türümüz olan Homo sapiensin Afrika'da evrildiğini ve daha sonra tüm yeryüzüne yayıldığını gösteriyor. Afrika dışında modern insanın ilk izleri İsrail'deki fosillerde ve muhtemelen Arabistan'da bulunan taş aletlerdedir. Bunlar 100.000 yıl öncesine tarihlenmektedir.

Homo sapienslerin yerküreye yerleşmesi birçok duraklama, başlama ve bazen geri çekilme şeklinde gerçekleşti, ayrıca bazı alanlarda farklı insan gruplarına yol açtı. Homo sapiensler Batı Asya'nın Akdeniz kıyıları yoluyla Avrasya'ya geçmiş ve 35.000 yıl önce Batı Avrupa'ya yayılmışlardır. Arkeolojik kanıtlar insanların Arabistan üzerinden Güney Asya'ya doğru bir "güney yolu" izlemiş olabileceklerini de akla getirir. Hindistan'da 77.000 yıl, Malezya'da 70.000 yıl öncesine ait taş aletler bulunduğuna göre, daha erken bir tarihte doğuya doğru bir hareket meydana gelmiş olabilir.

Güney Çin'den Homo sapienslere ait olması mümkün bazı buluntular 68.000 [Liujiang] ve hatta 100.000 yıl [Zhirendong] öncesine aittir. Fakat bu buluntular tartışmalıdır ve birçok araştırmacı bu bölgelerde yerleşime ilişkin daha geç tarihleri tercih eder. Avustralya'da, bazı yerleşim yerlerinin tarihi 60.000 YÖ'ye kadar uzansa da geniş ölçekli yerleşim muhtemelen 45.000 YÖ'ye kadar başlamadı.

Homo sapiensler yaklaşık 35.000 YÖ Kuzey Avrasya'ya yayıldı, ama son buzul çağında geri çekilip bu bölgeye 14.000-13.000 YÖ'ye kadar tekrar yerleşmediler. Kuzey Amerika yerleşimcilerinin genetik olarak Doğu Asya kökenli olmaları olasıdır. Muhtemelen şimdi Sibirya ve Alaska arasındaki Bering Boğazı'nın altında kalan, ancak son buzul çağı sırasında düşük deniz seviyesi nedeniyle açıkta kalmış olan -"Beringia" Ovası üzerinden yol aldılar. Kuzey Amerika'da 12.000 YÖ'nün karakteristik "Clovis" mızrak uçlarına sık rastlanır. Modern insanlar bu tarihlerde çok geniş alanlara yayılmışsa da Güney Amerika'daki Monte Verde (15.500-1500 YÖ) gibi daha eski tarihli yerleşim yerleri de bilinmektedir.

Homo sapiens belirtileri ve Volkanik Kış

Afrika'da hominin fosilleri 400.000 YÖ civarında giderek Homo sapienslerin karakteristik iskelet özelliklerini göstermeye başladı; küçük kaş çizgileri, yüksek ve daha yüksek yuvarlak kafatasları ve çeneler. Yaşayan insanların DNA incelemeleri tüm yaşayan insanların ortak atalarının (Mitokondriyal Havva) 200.000 YÖ civarında Afrika'da yaşadığını ortaya koymaktadır; 160.000 YÖ civarından bir Etiyopya kafatası fosili biçim bakımından neredeyse modern biçime sahiptir. Bu tür, modern insanların bir alt türü olarak tanımlanan homo sapiens idaltudur. İnsanlar Batı Asya'ya 100.000 YÖ'den önce geçmiş, ancak bu bölgede uzun süre kalmamışsa benzemektedirler.

Dil ve sembol kullanmak gibi yalnızca insanlara özgü davranışların modern insan anatomisinden önce mi sonra mı evrildiği tartışma konusudur. Bir teori bu tür davranışların sadece 74.000 YÖ'den sonra Endonezya'daki Toba Dağı'nın muazzam patlamasının küresel bir "volkanik kış" yaratmasının ardından yaşamsal hale geldiğini öne sürer. DNA analizleri birçok insan grubunun bu zamanda öldüğünü ve bu sert koşullar altında karmaşık modern dil ve sembollerin kaynakları ve bilgileri paylaşma imkanı vererek yaşama ve yok olma arasındaki farkı meydana getirdiğini öne sürer.

Bununla beraber, kimileri Toba Dağı püskürme etkisinin abartılmış olduğunu, hatta Afrika'daki arkeolojik çalışmaların karmaşık avlanma uygulamaları ve sembolizmin geliştiğini bu olaydan önce ortaya koyduğunu savunur.

Modern insanın Avrasya'ya ilk olarak ne zaman yayıldığı açık değildir. Bazı araştırmacılar Arabistan'dan 74.000 YÖ civarında ayrıldıklarını savunur. Diğerleri başlıca göçlerin daha sonraları 50.000 YÖ civarında Batı Asya yoluyla muhtemelen birleşik aletlerin parçasını oluşturan uzun, ince çakmak taşından "hançer" üretimini içeren yeni bir taş alet teknolojisinin geliştirilmesinden sonra olduğunu belirtir.

Denisova Mağarası'ndaki özel DNA

İnsanlar Avrupa ve Asya'ya hızla yayıldı. Avrupa'da modern insanlar 40.000 YÖ civarında Türkiye'de ve bundan kısa süre sonra Batı Avrupa'da ortaya çıktı. Asya'da Endonezya ve Çin'deki Homo sapiens fosilleri en azından 42.000 YÖ tarihlidir. Avustralya'ya deniz yoluyla geçiş 45.000 YÖ'den önce meydana geldi. Bu tarihler, Asya'daki ilk modern insanların en azından 40.000 yıl öncesine kadar Çin'de varlığını sürdürmüş olan Homo erectusla karşılaşmış olabileceğini ortaya koymaktadır.

Endonezya'da manzara daha da karmaşıktır. Flores Adası'nda bulunan fosiller 38.000 yıldan daha eski tarihli değildir ve nitelikli, son derece küçük biçimli Homo erectus'ların veya belki de daha önceki hominin'lerin soyundan gelenleri temsil etmektedir.

Başka bazı bulgular Rusya'daki Denisova Mağarası'ndan gelmektedir. Bu mağarada bulunan kemiklerin DNA analizleri modern insanlardan ve Neandertallerden çok ayrı, 40.000 YÖ civarına tarihlenen genetik malzemeyi ortaya çıkarmıştır. Homo sapienslerden önce Afrika'dan ayrılan hominin'lerin soyundan gelen çeşitli küçük grupların bu dönemde homo sapienslerle beraber Avrasya'da varlığını sürdürdüğü giderek daha olası görünmektedir.

İLGİLİ:  Bucephalus (Bukefalos): Büyük İskender'in atı

Neandertal ve Homo sapiens karşılaşması

Avrupa'da modern insanlar en azından 30.000 yıl öncesine kadar yaşamlarını sürdüren Neandertallerle çakıştılar. Neandertallerin ortadan neden ve nasıl kalktıkları arkeolojide en yoğun olarak tartışılan konulardan biridir. Türler arasında şiddete dayalı etkileşime ilişkin kanıtlar mevcut değildir ve DNA'ların karşılaştırılması giderek gruplar arasında çiftleşme ortaklarının değişiminin yapılmış olabileceğini ortaya koymaktadır.

İlk insanların hızla değişen çevresel şartlarda akrabalarını yiyecek ve hammadde rekabetinde geride bırakmış olmaları mümkündür. O dönemde çevresel şartlar çok istikrarsızdı ve bu nedenle rekabet gücünde küçük bir artış önemli olabiliyordu. Ancak nüfus küçük ve geniş bir alana yayılmıştı ve bu gruplar Avrupa'da 10.000 yıl, Endonezya'da 30.000 yıl kadar birlikte yaşadı. Diğer taraftan, modern insanların dil ve sembol kullanımının imkan tanıdığı bilgi ve kaynak değişimiyle, esnek ve planlı teknolojileri Homo sapiensleri iklim şartlarındaki kötüleşmelere Neandertallerden daha dayanıklı hale getirdi.

Diğerleri bu davranış tarzının yalnız modern insana özgü olmadığına inanmaktadır. Homininler Endonezya'daki Flores Adası'na 80.000 YÖ'de ulaşmak için bot ve sal kullanımına ihtiyaç duymuş olmalıdır. Bazı geç Neandertal yerleşimleri, bunları bir şey karşılığında almış veya modern insanlardan çalmış olmaları mümkün olsa da normal olarak Homo sapienslerle ilişkilendirilen teknik unsurlar içermektedir. Günümüzde Neandertallerin yok oluşunun en muhtemel açıklaması, çevresel düzensizliklerin ve artan rekabetin bir birleşimi olarak gözükmektedir.

Son buzul maksimumu

Avrupa ve Rusya'nın "Gravettian" kültürü (28.000-21.000 YÖ) çoğunlukla karmaşık yapıları ve mezarları olan gelişmiş yerleşim yerleriyle tanınmaktadır. Çok miktarda deniz kabuğu mücevheri, yontulmuş kemik ve boynuzuyla da tanınan Gravettian yerleşim yerlerinde ünlü "Venüs" figürleri de dahil olmak üzere, bilinen en eski toprak objeler bulunmuştur. Bu figürlerin doğurganlık, dinsel tılsım ya da buzul çağı ilerledikçe bölge çapında toplumsal ağlar arasındaki değişim sisteminin bir parçası olarak kullanılmış olabilir.

Buzulların en uzak mesafelere eriştiği Buzul Maksimumu'da kuzeyde ve dağlık alanlarda yaşayan halk korunaklı bölgelere – Avrupa'da söz konusu dönemin "solutrean" olarak adlandırıldığı Kuzey İspanya ve Güneybatı Fransa – sığındı. Küresel çapta birçok grubun nesli muhtemelen tükendi, fakat daha korunaklı bölgelerde bazı gruplar yaşamlarını sürdürdü. Sert şartlar altında hayatta kalabilmek için avlanmaya çok zaman ve hayret sarf edildi. Silahlar güzelce işlenmiş "yaprak uçlar" adı verilen ok uçlarını içeriyordu. İncelikli yapılmış kemik iğneler dışında fazla bir kanıt olmasa da insanlar muhtemelen kendilerini sıcak tutmak için işlenmiş kumaşlar geliştirdi.

Belki daha önemli olan, insanların hayatta kalmakla ölmek arasındaki fark olan avcılık başarısını garantilemek amacıyla, büyük hayvan sürülerinin hareketlerini tahmin etmek ve yollarını kesmek için çok gayret göstermiş olmalarıdır.

Magdalenian kültürler, güzel sanat

Avrupa'da işlenmiş kemik, boynuz uçları ve zıpkınlar özellikle ren geyiği olmak üzere büyük hayvan türlerini avlamak için kullanılmış "Magdalenian" teknolojilerini niteler. Magdalenian (18.000-12.000 YÖ) güzel sanat objeleri, oymaları ve mağara resimleriyle tanınır. Bunların ne anlama geldiği ve neden üretildikleri hakkında birçok kuram mevcuttur. Bir çoğu, avlanan hayvanları canlandırdığından bu resimler avcılık başarısını sağlamak için büyülü vasıtaları temsil etmiş veya farklı hayvanları avlamanın en iyi yollarına ilişkin bilgileri göstermiş olabilir.

Yarı-insan yarı-hayvan düşsel yaratıkların resimleri ve bazı mağara sanatlarının büyüyle ilgili veya törensel faaliyetlerle ilişkili olabileceğini, şamanlar tarafından dinsel törenler sırasında yapılmış olabileceğini akla getirmektedir. Diğer taraftan, bu döneme ait arkeolojik yerleşim yerlerinin sayısı, nüfusun arttığını ve zengin ve yerinden sağlanan kaynaklar için rekabetin yoğunlaştığını gösterdiğinden resimler ve sanat objeleri grup kimliklerinin ve bölgelerin tespit edilmesini sağlamış olabilir.

Sıcaklıktaki yükselme Kuzey Avrupa'yı kaplamış olan buz tabakalarının geri çekilmesine yol açtı ve gruplar 14.000-13.000 YÖ civarında Sibirya'nın kuzeyine kadar bu alanlara tekrar yerleşti. Bazı gruplar daha ileri giderek Alaska ve Amerikalar'a geçti. Daha doğuda Çin'de ve Japonya'nın Jomon kültüründe topraktan üretilmiş ilk çömlekler 18.000-15.000 YÖ civarında ortaya çıktı.

Buzların erimesi, avcılık, tarıma giriş

Hızla yükselen ısı, MÖ 12.700 ve 10.800 arasında kuzey buz tabakalarını erittiğinde deniz seviyesi küresel ölçekte yükseldi, göller oluştu, yağmurlar arttı ve bu durum ormanları ve çayırları geliştirerek avcı-toplayıcı toplulukları için yeni fırsatlar yarattı. Yükselen deniz yüzeylerinin su altında bıraktığı kıyı bölgeleri ile göl ve nehirler zengin su ürünleri kaynağıydı. Çayırlar kalabalık hayvan sürülerini besledi, ormanların kenarları bol bitkisel gıda ve av hayvanı sağladı.

Avcı toplayıcıların çoğunluğu farklı bölgelerin kaynaklarından yararlanmak için mevsimsel olarak yer değiştirdi. İnsanlar ancak ırmak kenarları gibi özellikle tercih edilen alanlarda tüm yıl boyunca geçimlerini sağlayabildi. Böyle bir bölge soğuk Humboldt akıntısının çok zengin balık avlanma sahaları sağladığı Peru ve Şili sahilleridir.

Yerleşik topluluklar MÖ 7000'den itibaren itibaren dünyanın ilk mumyalarını yapan Chinchorro dahil olmak üzere bu bölgede yaşadı. Uygun koşullara sahip bir başka alanı Batı Asya'ydı. Burada bitki örtüsü depolanabilen ve ceylan gibi diğer vahşi gıdalarla desteklendiği takdirde yıl boyunca toplulukları besleyen vahşi buğdaygilleri içerirdi. MÖ 10.800'den 9.600'e kadar süren kurak ve soğuk bir dönem vahşi buğdaygillerin temininde hızlı bir düşüşe yol açtı. Bu, bazı Batı Asya köylülerinin buğday ekerek tarıma geçmelerini teşvik etti.

İLGİLİ:  Bosna Savaşı: Neler yaşandı ve nasıl son buldu?

Tarım yerel kaynakları kullanarak dünyanın birçok bölümünde farklı zamanlarda başladı. Evcilleştirilen bitki ve hayvanlar komşu gruplar arasındaki ticaret yoluyla ve tarım topluluklarının yeni alanlara yerleşmesiyle yayıldı. Tarım bir buluş değildi; avcı-toplayıcıların, bağımlı oldukları bitki ve hayvanlar hakkında derin bilgileri vardı ve genellikle verimliliği artırmak için faaliyette bulundular.

Dolayısıyla çiftçilik, çoğu zaman işi ve riskleri çoğaltma karşılığında yerel verimliliği artıran, insanların yaptığı bir tercihti. Çiftçilik yapmak için nedenlerinin yerleşik bir köyde kalma sürelerini daha uzun tutmak, törenler için fazladan yiyecek sağlamak, artan bir nüfusu beslemek ve tercih edilen veya azalan gıda maddelerini artırmak olması mümkündür.

Mısır, pirinç, hayvancılık

Erken tarımın başlıca ürünü hububattı. Buğday ve arpa Batı Asya'da ekilmeye uygun hale getirilerek Kuzey Afrika'ya Avrupa'ya ve Orta ve Güney Asya'ya yayıldı. Broomcorn ve foxtail mısırıSarı Irmak Vadisi'nde ve pirinç Çin'deki Yangzi Vadisi'nde ekilmeye başlanarak Doğu ve Güneybatı Asya'ya yayıldı. Afrika'da pirinci MÖ 3000'den sonra ekilmeye başlandı. Amerikalılar'da mısır ana hububattı. Ancak, MÖ 6000'den itibaren ekilse de mısırın daimi yerleşik köyleri besleyebilmesi MÖ 2000 yılından önce mümkün olmadı. Bakliyat ve sebzeler Hububatla birlikte dünyanın birçok yöresine ekildi.

Maniok ve yam gibi kökler ve ağaç ürünleri erken bir tarihte Yeni Gine yaylalarında ve Orta ve Güney Amerika'dan başlayarak nemli tropikal bölgelerde yetiştirildi. Evcil koyun, keçi, domuz ve büyükbaş hayvanlar Avrasya ve Afrika'da başlangıçta yalnız etleri için beslendi. Ancak Amerikalılar'da yalnızca And Bölgesi evcilleştirmek için lama, alpaka, ginepig gibi uygun hayvanlara sahipti.

Kanatlılar ve özellikle tavuk, ördek ve hindiler eski ve yeni dünya çiftçileri tarafından beslendi. MÖ 5000 civarında büyükbaş hayvan, koyun ve keçi eti yanında sütü için beslendi, büyükbaş hayvanlar ayrıca insanların geniş alanları ekmesine imkan sağlayan sabanları çekmek için kullanıldı. Yün veren koyunlar Batı Asya'da 4. bin yılda beslendi ve hızla Avrupa ve Orta Asya'ya yayıldı. Lama ve eşek gibi taşıma hayvanları uzun mesafelere eşya taşıma imkanı sağladı.

Tarım toplayıcılıktan daha verimliydi ve daha büyük toplulukları besleyebildi. Yerleşik hayat da nüfus büyümesini teşvik etti. Batı Asya'daki birçok erken çiftçi köyü kayda değer büyüklüklere erişti. Bunlardan en dikkat çekici olanı Türkiye'deki MÖ 7400-6200 yılları arasında yaşanılan ve 8.000 kadar bir nüfusu barındıran Çatalhöyük'tü. Sıkışık düzendeki evlere çatıdan merdivenle inilirdi ve bu evler resimlerle ve şekil verilmiş hayvan başlarıyla süslüydü.

Metal üretimi, sulama, ilk yazı

Çiftçiler MÖ 7000'den sonra Türkiye'den Güneybatı ve Orta Avrupa'ya yayılırken Akdeniz avcı-toplayıcıları dışarıdan gelen Batı Asya ürünlerini ve hayvanlarını kullanarak git gide tarıma yöneldiler. Avrupa'nın büyük kısmı MÖ 3500'e gelindiğinde tarıma geçmişti. Daha çok toprak höyüklerde, geniş bir çeşitlilikte inşa edilen taş odalı Megalitler Batı ve Kuzey Avrupa'da MÖ 5. bin yıldan itibaren yapıldı ve höyüklerden çoğu bir dizi insanın kemiklerini sakladı.

Yerli (doğal olarak saf) bakır ve altın Batı Asya'da MÖ 8000'den önce soğuk işçilikle küçük eşyalara dönüştürülüyordu. MÖ 7000 civarında maden filizleri bu bölgede eritilerek metal üretildi ve MÖ 6000 civarında bakır ve kurşun dökümü de yapıldı. Metaller başlangıçta itibar ve statüyü artıran küçük şahsi eşyaların yapımı için kullanıldı. Ancak daha sonra bakır alet yapımında kullanılmaya başlandı ve MÖ 4200 itibariyle arsenik içeren bakır filizleri daha sert metaller üretmek için özellikle seçildi. Kurşunun eklenmesi daha sert bir alaşım olan ve Batı Asya'da MÖ 3200'de kullanılan bronzu açığa çıkardı.

Su kontrolü teknikleri Batı Asya çiftçilerine tarımın bütünüyle sulamaya dayandığı, ancak son derece verimli Güney Mezopotamya ovalarına yerleşme imkanı verdi. MÖ 4. bin yılda bu bölge yoğun bir nüfusa sahipti ve köyler zanaatkarların yardımıyla kasabalara dönüşüyordu.

Genellikle uzak kaynaklardan gelen maden filizleri için büyüyen bir talep vardı. Mısır'dan Batı Asya vasıtasıyla Güney Asya'nın dağlık bölgelerine uzanan, yol boyunca malların kaynaklarını elinde bulunduran köylerin bulunduğu bir ticaret ağı gelişti. Sümer toprakları (Güney Mezopotamya) bu gelişmenin en ön sıralarındaydı. Ancak toplumsal, din, ekonomik ve siyasi karmaşıklık Elam'da (Güneybatı İran) ve Mısır'da da belirmekteydi.

Tüm bu bölgeler MÖ 3000'den önce ekonomik alışverişlerini ve mülk sahipliğini kaydettiklerini kendi yazı sistemlerini geliştirdiler. Bilinen en eski resim yazısı MÖ 3300 civarında Sümer'de, çok büyük ve karmaşık bir yerleşim olan ve dünyanın ilk şehri unvanını hak eden Uruk'dan gelmektedir.

Yazar Ayberk Göktürk

Genellikle modern tarih, yakın tarih ve popüler bilim üstüne içerikler üretiyor. Özel ilgi alanları arasında Kuzey Afrika ve Güney Amerika'nın sömürge tarihi ve Avrupa'daki eski monarşiler yer alıyor.