Kategoriler
Tarih & Kültür

Mucit oldukları pek bilinmeyen tarihi figürler

Amerika'nın 16. başkanından dünyaca ünlü bir havacıya veya sihirbaza dek tarihte önde gelen birçok figür aslında ikinci işi olarak mucitti. Daha da ilgi çekici olanı birçoğunun bir şey icat etme isteğinin bir yakınını kaybetme veya birilerinin acı çektiğini görme gerçeğinden doğmuş olmasıdır. Öyleyse mucit oldukları pek bilinmeyen bu tarihi figürlere göz atalım.

Abraham Lincoln

Abraham Lincoln'ın gemileri sığlıkların üzerinde yüzdürmeyi sağlayan patent modeli, 1849.
Abraham Lincoln'ın gemileri sığlıkların üzerinde yüzdürmeyi sağlayan patent modeli, 1849.

Amerika'nın baş mucidi genelde Thomas Jefferson kabul edilir ancak Abraham Lincoln bir patenti olan tek başkandır. 1849'da ABD kongre üyeliği görev süresinin sona ermesinden sonra "Gemileri Sığ Yerlerde Yüzdürmek" adını verdiği cihaz için 6.469 No'lu patent almıştır. Lincoln bir yıl önce Detroit Irmağı'nda karaya oturmuş bir vapuru kurtarmaya çalışan mürettebatı izledikten sonra bu fikri geliştirdi. Illinois'e döndü ve teknenin kenarlarına bağlanabilen ve gemiyi ırmağın sığ kısmından kaldırmayı sağlayan bir çift yüzer hava odası için plan çizdi. Lincoln'ın cihazın tanımını yazması birkaç haftasını aldı ve hatta ölçekli bir ahşap model bile yaptı. Ancak patentini almış olmasına rağmen buluş hiçbir zaman kullanılmadı.

Hedy Lamarr

Sahne adı Hedy Lamarr olan Hedwig Eva Maria Kiesler 1930'larda ve 40'larda Cezayir, Comrade X ve Samson ve Dalila gibi Hollywood filmlerinde oynamasıyla efsane haline geldi. Sık sık “dünyanın en güzel kadını” olarak adlandırılan Viyana doğumlu aktris aynı zamanda bir mucide özgü keskin zekaya sahipti. 1940'larda avangart besteci George Antheil ile bir araya gelerek yeni bir "frekans atlama" tekniği geliştirdi. Yöntem sinyalin farklı kanallar arasında geçiş yapmasını sağlayarak radyo yayınını gizlemeyi sağlıyordu. Lamarr icadına “Gizli İletişim Sistemi” dedi ve II. Dünya Savaşı'nda Müttefik torpidolarına güdüm aracı olacak biçimde tasarladı. 1942'de patentini sunmasına rağmen ABD Donanması teknolojiyi görmezden geldi. Ancak sonraki mucitler onun çığır açan fikirlerini genişletmiş ve bugün iletişim uydularından cep telefonlarına dek her şeyde kullandığımız benzer “yayılmış spektrum” sistemini ortaya atmışlardır.

Albert Einstein

Albert Einstein

Görelilik Kuramı'nın arkasındaki dehanın mutfak aleti gibi sıradan bir şeyle uğraştığını düşlemek zor olabilir. Ancak Albert Einstein tam da 1926'da bir buzdolabı tasarımı üzerinde çalışıyordu. Einstein buzdolabından sızan zehirli gaz sonucu ölen Berlinli bir ailenin haberini okuduktan sonra daha güvenli bir cihaz yapmayı istedi. Bir başka fizikçi Leo Szilard ile işbirliğine girerek hareketli parça veya elektrik kullanılmayan daha güvenli bir emilimli buzdolabı geliştirdi. Yeni sistemde, soğutucu kimyasal tepkime küçük bir ısı kaynağı ile amonyak, bütan ve su karışımıyla elde edildi. Einstein ve Szilard 1930'da buzdolabının patentini aldılar. Fikir büyük ölçüde göz ardı edilmiş olsa da son araştırmalar soğutucu olarak freon kullanan bugünkü buzdolaplarına çevre dostu alternatif olarak Einstein'ın tasarımının kullanılabileceğini gösteriyor.

Thomas Pain

Yazar ve siyaset felsefecisi Thomas Paine 1780'lerin sonlarında Amerikan Devrimi'ni "Sağduyu" gibi broşürlerle destekledikten birkaç yıl sonra tutkusunu bilimsel yeniliğe yöneltti. Dumansız mum, ilk buhar motoru ve eşmerkezli çark ile deneyler yaptı ve sarı hummanın nedenlerini araştırdı. Demir köprüler inşa etme olasılığı onu çok heyecanlandırdı. Benjamin Franklin'e yazdığı 1786 tarihli bir mektupta ayakları ve kemerleriyle Avrupa stili köprülerin Amerika'nın buzlu kışlarına uygun olmadığı için kullanılmadığını söyledi. Bu yüzden örümcek ağından esinlenerek modellediği kafesten desteğe sahip tek kemerli bir demir köprü tasarladı. Tasarımın patentini aldı ve yorulmadan Atlantik'in iki yakasında tanıtımını yaptı. Tasarımı Philadelphia'daki Schuylkill, Londra'daki Thames ve Paris'teki Seine Irmağı'na yapılacak köprüler için önerdi ancak gerçekleşmedi. Yine de 1797'de İngiltere'nin River Wear Irmağı'na yapılan bir köprüde prototiplerinden birinden esinlenildi.

Harry Houdini

Mucit oldukları pek bilinmeyen tarihi figürler

“Süt Kaçabilir” ve “Çin Su İşkence Hücresi”nin arkasındaki usta sihirbaz Harry Houdini kendisini dar noktalardan kurtarmakla kariyer yaptı. 1917'de arıza kişiyi yüzeye dönmeye zorladığında kolayca çıkarılabilen yeni bir tür derin deniz dalgıç giysisi geliştirdi ve patentini aldı. Giysinin özelliği tek parça yerine birbirine geçen iki bölümden oluşmasıydı. Kullanıcının ikinci bir kişinin yardımı olmadan giysiyi giymesinin yanı sıra, bele yakın yerdeki kol kullanıcının elbiseden kolayca sıyrılabilmesini ve herhangi bir tehlike durumunda Houdini stili kaçış yapabilmesini sağlıyordu. Harry Houdini, yakın arkadaşı Avustralya'da dalış kazasında boğulduktan sonra böyle bir giysi yapmayı istedi. Giysisini aynı zamanda I. Dünya Savaşı'nda ABD Donanması'na bağışlamak istedi.

Roald Dahl

Charlie'nin Çikolata Fabrikası ve James ve Dev Şeftali gibi çocuk kitaplarının yazarı olarak bilinen Roald Dahl aynı zamanda II. Dünya Savaşı'nda as pilot (tek uçuşta beş veya fazla düşman uçağı düşüren pilot), İngiliz istihbarat ajanı ve 1960'larda yeni beyin cerrahisi teknolojisinde öncü oldu. Dahl'ın tıbba ilgisi dört aylık oğlunun araba kazası sonucu hidrosefali veya "beyinde su" hastalığı yaşamasıyla başladı.

Çocuğunun acısını hafifletmeye kararlı olan yazar, pediatrik beyin cerrahı Kenneth Till ve oyuncak yapımcısı ve hidrolik mühendisi Stanley Wade ile birlikte çalışarak beyindeki sıvıyı daha etkili biçimde boşaltmak için bir cihaz geliştirdi. Wade-Dahl-Till Valfi adındaki cihaz daha ucuz, sterilize edilmesi daha kolay ve önceki ünitelere göre tıkanmaya daha az eğilimli bir serebral şanttı. Dahl'ın oğlunun durumu cihaz 1962'de üretime girdiğinde düzelmişti ancak valf dünya çapında yaklaşık 3.000 çocuğun tedavi edilmesini sağladı.

Charles Lindbergh

“Yalnız Kartal” olarak bilinen Charles Lindbergh 1927'de Atlantik Okyanusu'nu tek başına duraksamadan geçen ilk adam oldu. New York ile Paris arasında gerçekleştirdiği uçuşuyla havacılık ikonu oldu. Ancak aynı zamanda biyomekaniğe beklenmedik katkıda bulundu. Kayınbiraderinin 1930'lardaki kalp hastalığıyla mücadelesi onda ömür boyu sürecek bilim merakı başlattı. Lindbergh, organları vücut dışında onarabilecek kadar uzun süre hayatta tutacak bir makine tasarlamayı istedi.

"Mekanik bir kalbe bağlı olan vücudun bir parçası neden süresiz olarak canlı tutulamasın?" diye düşündü. Lindbergh'in bu fikre olan takıntısı onu Nobel ödüllü cerrah Alexis Carrel ile ortaklık kurmaya yöneltti. İki adam birlikte birkaç yıl harcadılar ve bir cam perfüzyon pompası geliştirdiler. Pompa besin açısından zengin steril bir sıvıyı organlar arasında dolaştırarak onları vücut dışında canlı tutuyordu. Cihaz ilk yapay kalplerin icadının önünü açmıştır. Kendisini öne çıkarmaktan pek hoşlanmayan Charles Lindbergh yine de çağdaşlarından büyük övgüler aldı. Hatta Carrel onun için tıbbi kalıtı “havacılıktaki kadar ünlü” olabilirdi diyecekti.


Yazar Ayberk Göktürk

Antik ve kimi zaman modern tarih odaklı içerikler üretiyor. Özel ilgi alanları arasında Kuzey Afrika ve Güney Amerika'nın sömürge tarihi ve Avrupa'daki eski monarşiler yer almaktadır.

Arşivi görüntüle