Horatius: Augustus döneminin en ünlü şairi

Yayım tarihi Tarih & Kültür olarak sınıflandırılmış

Horatius (ya da Horace) günümüzde, Antik dönem edebiyatına meraklı insanların yakından ilgilendiği Romalı şairlerin arasında yer alıyor. Horatius dizelerini yazarken, okuyanı iyi hissettiren bir konuşma dili benimsemiştir. Böylece herkes tarafından erişmesi ve değerlendirmesi kolay eserler ortaya çıkmıştı. Horatius'un aynı zamanda oldukça mütevazı bir ahlaka sahip olması da ilgi çekici bir özelliktir.

Günümüzde çok kullanılan carpe diem deyiminin de geçmişi Horatius'a kadar inmektedir (Ode 1.11). Carpe diem modern dünyada "günü yakala" veya daha popüler olarak "anın tadını çıkar" şeklinde farklı dillere çevrilmiştir. Oysa Horatius, bu deyimi çiçekleri toplamaya yönelik olarak "günü kopar" şeklinde kullanmıştır.

Her iki kullanımda da Horatius'un karakterindeki nezaketi ve aynı anda içindeki endişeyi görebiliyoruz. Şiirlerindeki mısralar yaşam, sevgi ve ortak zevklere dair derin düşünceler barındırır. Yaşamının hiçbir anında zenginlik ve ünün etkisinde kalmamış, bunlara zaman ayırmak yerine ilgi alanlarını geliştirmiştir. Yaşadığı süre zarfında Roma'nın en büyük şairleri arasında girdi. Özellikle Horatius'un eski bir kölenin oğlu olduğunu düşünürsek, bu gerçekten heyecan verici.

Romalı şair Horatius (Horace) kimdir?

Horace. Tam bilinen adıyla Quintus Horatius Flaccus
Horace. Tam adıyla Quintus Horatius Flaccus

Batılı kaynaklarda Horace olarak isimlendirilen Quintus Horatius Flaccus, 8 Aralık M.Ö. 65 tarihinde İtalya'nın Apulia bölgesindeki Venusia kentinde yaşama geldi. Horatius babasını özgür bırakılmış köle olarak anlatır, yani bir zamanlar efendisi olan bir adammış. Babasının hangi koşullarda kölelik yaptığı (bkz: Antik Roma'da kölelik) bilinmemektedir, ancak Horatius'un doğduğu yıl kesinlikle özgür birisiydi. Çünkü oğlunun eksiksiz bir Roma vatandaşı olmasını sağlamıştı. Fakat Horatius annesini hiç anlatmıyor. Bu da bize annesinin henüz çok küçükken yaşamını yitirdiğine bir işaret olabilir.

Babası özgür kaldıktan sonra bir yandan vergi memurluğu yaparken, diğer yandan da mezatçı olarak çalışıyordu. Oğlu Roma'da okuyabildiğine göre maddi durumu yeterince iyiydi. Horatius üstün karakterli bir evlat olarak, bu konuya şiirlerinde hep değinmiştir. Babasına derin bir saygı duyardı. Horatius'un babası 45 yaşında ölene kadar, oğlunun yaşamında hep yer almıştır. Horatius Roma'daki eğitimi bitirdiğinde, akademik birikim edinmek için Atina'ya yerleşti.

Atina'da eğitimi devam ederken, M.Ö. 44 yılında Julius Caesar (Jül Sezar) Roma'da suikasta uğrayarak öldürüldü. Suikast ekibinin ilk sıralarındaki Brutus Atina'ya kaçtı ve iktidar savaşları için bir ordu kurdu. Genç Horatius, Brutus'un seferindeki politik ideale aldandı ve çok geçmeden askeri tribüne atandı. Ancak M.Ö. 42'de Brutus Philippi (Flippi) Muharebesi'nde yenilmişti. Bu durumda Horatius İtalya'ya dönmekten başka bir şey yapamazdı. Fakat döndüğünde ailesinin evine yönetimin el koyduğunu ve tüm birikimini kaybettiğini görecekti.

Bir şekilde yaşamını sürdürmek zorundaydı ve yaptığı en iyi şey yazmaktı. Çok geçmeden bir ofis işi buldu ve burada ilk şiir kitabının mısralarını oluşturmaya başladı. Yazdıklarına karşılık gelen küçük geliri de temel gereksinimleri için kullanıyordu. O kadar şanslıydı ki, henüz ilk günlerinde efsane şair Virgil (Vergilius) ile arkadaş olabilmişti Virgil bu genç şairi Maecenas ile buluşturdu. Maecenas, sanat türlerinin güçlü bir destekçisi ve İmparator Augustus'un da siyasi danışmanıydı.

Maecenas kısa süre içinde Horatius'un içindeki zenginliği gördü ve zamanla onu himayesi altına alarak, ölene kadar dostu olarak kaldı. Onu o kadar seviyordu ki, Sabine tepelerinde bir çiftliği ona bıraktı. Aldığı hediyeye çok sevinen Horatius, şiirlerinde bu hediyeyi kalbinin yakınlarında tuttuğunu söylemiştir. Horatius M.Ö. 8 yılında yaşamını yitirdi ve Roma'da Maecenas'ın yanına defnedildi.

Epodelar – İlk eserleri

Horatius (Horace), Virgil ve Varius, Maecenas'ın evinde, Charles Jalabert, 19. yüzyıl. Kaynak: Wikimedia Commons
Horatius (Horace), Virgil (Vergilius) ve Varius, Maecenas'ın evinde, Charles Jalabert, 19. yüzyıl. Kaynak: Wikimedia Commons

Horatius'un tespit edilen ilk eserleri, büyük olasılıkla M.Ö. 30 yılında yayınladığı ve 17 şiirin yer aldığı Epode'lardır. Epodes, Archilochus (Arhilohos)'un yapıtlarından esinlenen bir Yunan şiir formu olan iambik ölçüyle yazılmıştır. Horatius bu şiir biçimini Latin diline getiren ilk Romalı şairlerden olmuştu.

Tipik şekilde, iambik şiirlerin tonunda belli bir alaycılık olurdu ve toplumun gözü önündeki insanlara edebi yollardan saldırı yaparken kullanılıyordu. Oysa Horatius'un Epode'ları, herhangi bir isme yönelik veya topluma mal olmuş birisine dair saldırı içermiyordu. Örnek verecek olursak, Epode 4 bir dönem köle olan ve köklerini terk etmiş isimsiz bir adama yöneliktir. Horatius burada bu kişinin kendini beğenmiş davranışlarını çarpıcı bir gözlemle eleştirmiştir: "İyi talih senin soyunu değiştirmez."

Bu epodların bir kısmı Horatius'un koruyucusu olan Maecenas için yazılmıştır. Mısraların tonunda şaka vardır ve iki dost arasında rahat bir ilişki olduğunu hissettirir. Epode 3'te ise akşam yemeğinde sarımsak ikramını abartan bir dostuna kızar ve Epode 14'te ise üretme sözü verdiği bazı şiirler için herkesten özür diler. Bu gecikmenin sebebi olarak Phryne isimli bir kadına duyduğu arzuyu gösterir. Diğer yandan bu kadının başka sevgililerinin olduğunu da söyler.

Epode 8 ve 12, Horatius ile kendisinden büyük bir kadının arasındaki cinsel karşılaşmayı anlatır. Anlaşıldığı kadarıyla bu kadın Horatius'u cezbetmeye çalışmış ve Horatius tiksintiyle tepki göstermiştir. Fakat okumayı sürdürdüğümüzde, tiksintinin esasında kendi vücudundaki cinsel iktidarsızlığına dair olduğu görülecektir. Bu iki Epode'un dili cinsel yönden o kadar serttir ki, 1980'lerin sonuna kadar birçok yayında yasaklanmıştır. Akademik araştırmalarla elde edilen yeni bilgiler yasağın kalkmasını sağlamıştır.

Hiciv (Satire) – Eşsiz bir Roma edebi türünün öncüsü

Horace'ın Licenza'daki Villası
Horace'ın Licenza'daki villası

Horatius, Epode'ları oluştururken aynı anda Hicivler üzerinde de çalışma yapıyordu. Latince'de "konuşmalar" anlamına gelen Hicivler (Satires) ya da Sermones, 18 şiir ve iki kitaptan oluşuyordu. Hiciv baştan sona Roma'ya özgü bir edebi tür olarak ortaya çıktı. Esin kaynağı olarak Callimachus gibi Yunan şairlerin çalışmalarına başvurulmuştu. Fakat tam anlamıyla ilk dönem Romalı şairlerle, özellikle de Lucilius tarafından oluşturulmuştu. Lucilius, dönemin ünlü kişilerine, özellikle de politikacılara yönelik agresif ve alaycı cümleleriyle tanınmaktadır.

Horatius kendi hiciv tonunu ve yapısını belirlemek için Lucilius'un eserlerinin büyük bölümünü incelemiştir. Böylece ortaya daha hafif ve sakin bir dilin kullanıldığı hiciv türü çıkacaktı. Şiirlerinde özellikle kişi isimleri vermemiş ve onları utandırmayı bir kenara bırakarak, gerçekten hayattan örneklerle dostça ve komik olan tavsiyeler vermiştir. Horatius hicivlerinin çatısını oluştururken, kendi hayatındaki olayları ve çevresindeki koşulları temel almıştır. Bu sayede hem yaşamdaki deneyimlerini hem de inandığı ilkelere yönelik birçok şeyi de öğrenmiş oluyoruz.

Horatius, yaşamın görmezden gelinen basit zevklerinden keyif almanın önemini anlatırdı. Dolayısıyla Epikürcülük felsefesiyle bir ilişkisinin olduğu düşünülebilirdi. Fakat Epikürcüler hazzın peşinde koşmaya ve acının yokluğuna inanırlar. Diğer yandan Horatius, sürekli daha iyisini aramak yerine, şu an sahip olduğunuz hayattan zevk alınması gerektiğini de söylüyordu.

Hicivler Horatius'un kır bölgelerine olan sevgisini öne çıkarıyor. Kentin kalabalığına karmaşasına karşı sadece bir çiftlik hayatının faydalarını her fırsatta vurgular. Örneğin Hivic (Satire) 2.6'da ünlü Yunan masalcı Ezop'un Şehir Faresi ile Köy Faresi hakkındaki ünlü masalını tekrar anlatmıştır. Köy faresi, daha farklı yemekleri tatmak için şehirli arkadaşının peşinden gider. Oysa kısa süre sonra büyük bir tehlike atlatır ve köyüne dönmek ister. Bu masal, başka bir yerde her zaman daha iyi bir yaşamın bizi beklediğine dair olan inancın saflığını kesin olarak göstermektedir.

Kasideler (Odes) / Horatius'un ünlü şiirleri

Horatius'un villasının uzaktan görünümü

Horatius Epode'lar ve Satire'lerin yayımlanmasından sonra lirik şiire zaman ayırdı. Carmina adını verdiği dört kitaplık lirik şiirler yazdı; günümüzde bunlar Odes (Kasideler) olarak adlandırılıyor. İlk üç kitabın M.Ö. 23'te, dördüncü kitabın ise biraz daha sonrasında, M.Ö. 13'te yayımlandığı tahmin ediliyor.

Lirik şiir Lesbos yani günümüzde Midilli bölgesinin ilk Yunan şairleri olan Alcaeus ve Sappho ikilisiyle ortaya çıkmıştır. Yapı olarak müzik eşliğinde söylenmeye uygundur ve dizeler sürekli olarak bir yoğunluk içerir. Horatius, kasidelerinde liriğin ölçü biçimini ve tekrarlayan temalarının büyük bölümünü kullanmaktadır. Fakat bu temalara kendine özgür modern Roma temasını da dahil etmiştir. Bunlardan bir tanesi aşk şiirleri kullanmasıdır. Lirik aşk şiirlerinin bilinen odağı elbette bir kişiye yönelmesidir. Fakat Horatius aşk şiirlerini birden fazla kadına hitap ediyordu. En önemlisi odaklandığı nokta, özlem veya benzer şeyler değil, yalnızca cinsellikten aldığı haz olmuştur.

Lirik şiir, çoğunlukla belirli bir tanrıya dair bir övgü aracı olarak da kullanılabilir. Horatius, Odes (Kasideler)'inin 4. Kitabını Roma'nın yeni liderini yüceltmenin ve onunla aynı seviyeye gelmenin bir yöntemi olarak İmparator Augustus'a ithaf etmiştir. Onun yeni politikalarını ve ahlaki reformlarını net şekilde övmüş ve bunların yeni bir çağın başlangıcına işaret ettiğini iddia etmiştir:

[Augustus] insanların haddini aştığı tüm kötülükleri durdurdu / Ve eski erdemleri geri çağırdı.

(Ode 4.15)

Odes'in en yaygın temalarından biri arkadaşlıktır ve Horatius şiirlerini hem destek hem de tavsiyelerde bulunan birkaç arkadaşına hitap eder. Odes (Kaside) 2.2'de, arkadaşı Sallustius Crispus'u kendini çok sevmenin ve aşırı para harcamanın sonuçları konusunda uyarır. Bunun yerine ölçülü olmanın zevklerini tatmasını teşvik eder. Burada Horatius'un şiirindeki temel bir felsefi ilke yatar – her şey ölçülü ve hiçbir şey aşırı değil – Buna Altın Orta da deniyor:

Kim altın orta yolu severse / Bakımsız bir çatının sefaletinden kaçınır…

(Kaside 2.10)

Mektuplar (Epistles) / Dostlara edebi mektuplar

augustus
İmparator Augustus

Roma edebi kültüründe mektuplaşmak alışılmadık bir durum değildi. Buna dair en ünlü örnekler Cicero ve Genç Plinius gibi yazarların mektuplarıdır. Horatius'un Mektuplar (Epistles)'ı, eserleri arasında yayımlanan sonuncusudur. Edebi mektuplarının seslendikleri kişilere gerçekten gönderilmiş olmasına pek ihtimal verilmez. Romalı şair bu yolu daha çok kendi düşünceleri için bir araç olarak kullanmış ve bunu tavsiye ve kişisel anekdotlar aktarmanın en etkili yolu olarak tespit etmiştir.

Bu mektupların şairin hayatına dair nasıl mizahi parçalar sunduğuna dair iyi bir örnek Mektup 2.2'de bulunabilir. Horatius burada eski dostu Florus'a neden yaşlılığında şiir yazmayı bırakıp felsefeye odaklanmaya karar verdiğinden bahseder:

Şimdi yaşamak için yeterince şeyim var / Bir gece uykusunun tadını çıkarmak yerine dizeler karalasaydım / beynim kesinlikle baldıran otunun gücünün ötesine geçerdi!

(Epistles 2.2)

Mektuplar'ın 2. Kitabının sonunda Ars Poetica'ya yer verilir. Bu uzun şiir, şiir yazma sanatı üzerine edebi bir düşünceyi içerir. Farklı şiir türlerini ve kompozisyon yöntemlerini inceler. Şiir genç bir şair için bir rehber gibidir ve Yunan filozof Aristoteles'in kendi kendine öğretme biçiminden etkilendiği düşünülmektedir.

Mektup (Epistles) 1.20 şüphesiz tüm mektuplar arasında en ilginç olanıdır. Çünkü şiir kitabının kendisine yönelik yazılmış bir mektuptur. Horatius, ömrü boyunca kitaba ne olabileceği, onu kimin okuyabileceği, ondan kimin nefret edebileceği ve ondan kimin faydalanabileceği üzerine kafa yorar. Son on satır, kitabın yazarıyla ilgili neler söyleyebileceğine dair düşüncelerdir. Bu satırlarda Horatius'un kendisini nasıl değerlendirdiğine dair sıcak bir tasvirle karşılaşırız:

Dar gelirli bir evde doğdu / bir azatlının oğlu; ama kanat açıklığı yuva için fazla büyük geldi.

(Epistles 1.20)

Romalı şair Horatius'un geride bıraktıkları

Alfred Lord Tennyson
Birleşik Krallık topraklarının değerli şairlerinden Alfred Lord Tennyson

Horatius kendi zamanının benzersiz bir şairiydi. Horatius'un sözleri ve bilgeliği yüzyıllar boyunca Avrupalı yazarların da kesin olarak ilgisini çekmiştir. Bu örneklerden biri, 1850'den 1892'ye kadar Birleşik Krallık'ın prestijli şairi Alfred Lord Tennyson'dur. Tennyson'ın, babasının isteğiyle Horatius'un 103 Odes'inin tamamını ezbere bildiği söylenir.

Savaş şairi Wilfred Owen 1918 yılında, ölümünden sonra 1920 yılında yayınlanmış olan ünlü şiiri Dulce et Decorum Est'i yazdı. Şiirin ismi ve son dizesi Ode (Kaside) 3.2'den alınmıştır: "dulce et decorum est pro patria mori." Her iki şair için de bu sözler, "kişinin vatanı için ölmesinin tatlı ve uygun" olduğu şeklindeki geleneksel idealleştirmenin tercümesidir. Owen'ın I. Dünya Savaşı'nın dehşeti hakkındaki güçlü şiiri, bu idealin tehlikeli bir yanılgı olduğunu ortaya koymaktadır. Owen gibi Horatius da savaşta askerlik yapmıştı. Yaklaşık 2000 yıl sonra yazan şair arkadaşıyla aynı fikirde olması oldukça düşündürücü.

Horatius'un eserlerinden güç ve fikir almış sayısız başka yazar, şair ve sanatçı vardır. Hepsi de Romalı şairin güzel şiirlerinin, kendisinin de yaşamasını çok istediği şiirlerinin birer kanıtıdır:

Bronzdan daha kalıcı bir anıt inşa ettim,
Muhteşem piramitlerin üzerinde yükseliyor,
Ne yağmur ne de kuzey rüzgarları,
Ne de sayısız yüzyıllar yok edebilir,
Ne de mevsimlerin tüm uçuşu.

(Kaside (Odes) 3.30, satır 1-5)

Ayberk Göktürk tarafından

Antik ve kimi zaman modern tarih odaklı içerikler üretiyor. Özel ilgi alanları arasında Kuzey Afrika ve Güney Amerika'nın sömürge tarihi ve Avrupa'daki eski monarşiler yer almaktadır.